SAYFA
261:

âyetinin
sırriyle
bin sene
hâkimane
ve
mükemmel
yaşayacak.
Eğer
istikamette
gitmezse,
ona
yarım
gün var.
Yâni
ancak
beş yüz
sene
kadar
hâkimiyeti
ve
galibiyeti
muhafaza
eder.
Allahu
a’lem,
bu
rivâyet
kıyametten
haber
vermek
değil,
belki
İslâmiyetin
galibane
hâkimiyetinden
ve
hilafetin
saltanatından
bahseder
ki, ayn-ı
hakîkat
ve bir
mu’cize-i
gaybiye
olarak
aynen
öyle
çıkmış.
Çünkü
Hilâfet-i
Abbasiye’nin
âhirinde,
onun ehl-i
siyaseti
istikameti
kaybettiği
için,
beş yüz
sene
kadar
yaşamış.
Fakat
ümmetin
hey’et-i
mecmûası
ise
istikameti
kaybetmediğinden
Hilafet-i
Osmaniye
imdada
gelip
bin üç
yüz sene
kadar
hâkimiyeti
devam
ettirmiş.
Sonra
Osmanlı
siyasiyyunları
dahi
istikameti
muhafaza
edemediğinden,
o da
ancak
(hilâfetle)
beş yüz
sene
yaşayabilmiş.
Bu
hadîsin
mu’cizane
ihbarını,
Hilafet-i
Osmaniye
kendi
vefatiyle
tasdik
etmiş.
Bu
hadîsi
başka
risâlelerde
dahi
bahsettiğimizden
burada
kısa
kesiyoruz.
ON
DOKUZUNCU
MES’ELE:
Rivâyetlerde,
âhirzamanın
alâmetlerinden
olan ve
Âl-i
Beyt-i
Nebevî’den
Hazret-i
Mehdi’nin
(Radıyallahü
Anh)
hakkında
ayrı
ayrı
haberler
var.
Hatta
bir
kısım
ehl-i
ilim ve
ehl-i
velâyet,
eskide
onun
çıkmasına
hükmetmişler.
Allahu
a’lem
bissavab,
bu ayrı
ayrı
rivâyetlerin
bir
te’vili
şudur
ki:
Büyük
Mehdi’nin
çok
vazifeleri
var. Ve
siyâset
âleminde,
diyânet
âleminde,
saltanat
âleminde,
cihad
âlemindeki
çok
dâirelerde
icraatları
olduğu
gibi,
herbir
asır
me’yusiyet
vaktinde,
kuvve-i
ma’nevîyesini
te’yid
edecek
bir nevi
Mehdi’ye
veyahut
Mehdi’nin
onların
imdadına
o
vakitte
gelmek
ihtimâline
muhtaç
olduğundan;
rahmet-i
ilâhîyye
ile her
devirde
belki
her
asırda
bir nevi
Mehdi,
Âl-i
Beyt’ten
çıkmış,
ceddinin
şerîatını
muhafaza
ve
sünnetini
ihyâ
etmiş.
Meselâ:
Siyaset
âleminde
Mehdi-i
Abbasî
ve
diyânet
âleminde
Gavs-ı
A’zam ve
Şah-ı
Nakşibend
ve aktab-ı
erbaa ve
on iki
imam
gibi
Büyük
Mehdi’nin
bir
kısım
vazifelerini
icra
eden
zâtlar
dahi,
Mehdi
hakkında
gelen
rivâyetlerde
-medâr-ı
nazar-ı
Muhammed
Aleyhissalâtü
Vesselâm-
olduğundan
rivâyetler
ihtilaf
ederek,
bir
kısım
ehl-i
hakîkat
demiş:
“Eskide
çıkmış.”
Her ne
ise...
Bu
mes’ele
Risâle-i
Nur’da
beyân
edildiğinden,
onu ona
havâle
ile
burada
bu kadar
deriz
ki:
|